December 7, 2009

130 insan

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalHaberDetay&ArticleID=967827&Date=07.12.2009&CategoryID=97


Son ölümle birlikte 1985 yılından beri Tuzla’da yaşamını yitirenlerin sayısı 130 oldu.

November 9, 2009

The Original of Laura

Nabakov'un oldukten sonra yakilmasini istedigi yarim kalmis romani 'The original of Laura' piyasaya cikiyor. Haber boyle diyor oldukten sonra emekleri kendi istemedigi dogrultuda kullanilan butun yazarlar,sanatcilar bunlari dusundurdu bana...

Ben bu kitabi okumamaya karar verdim.

Oldukca acik bicimde ifade edilmis bir istegin yerine getirilmemesi degil kafama takilan. Bu istegin kitabin reklamina donusmesi de degil belki. Aslinda insanlarin fikir sanat hayatina katkilariyla ve benimsedikleri pozisyonlara yillar sonra ihanet edilmesi daha kirici ve rahatsiz edici. Ornekler vermek istemedim simdi bir dolusu gozumuzun onunde.

November 8, 2009

Nur Muskara












Bu sabah bloglara bakarken Nur Muskara'nin yeni ekledigi fotograflara bakiyordum.

"...çevreyle eşzamanlı düşünmek gibi; en yüzeysel, popüler veya direkt(geçirgen) olanla ilgileniyorum."diyor Nur Muskara.

Cesitli cizimler de yapiyor ama fotograflarinda cok farkli bir goz surekli cevresini bize ziyadesiyle hisleriyle birlikte geri veriyor. Sanatci Izmir'de yasiyor ve calisiyor. Gundelik hayatinin bir parcasi olarak uretiyor. Profesyonel galeri sergi trafiklerinde takilmadan cevresiyle kurdugu basit ama cok fazla sozu birkac imaja sigdiran haliyle umut veriyor. Uzun sureden beri Nur'un fotograflarina asinayim benim icin Nur aciklanmasi pek de mumkun olmayan birtakim melekeleri bulundugu icin, urettigi imajlar gercekten cevresiyle eszamanli dusunuyor. Buraya ait incelikli saptamalar sagnagi. Istanbul'da az izledik Nur'u belki yakinlarda gelir tekrar. En olmadi blogdan bakacagiz artik.



http://nur-muskara.blogspot.com

November 5, 2009

GDO lu urunlerin tamamen yasaklanmasini istiyoruz

Bu sabah kahvaltı için ekmek almaya gittim saat 7 civarında açık olan mahalle bakkalından bir adet çavdar ekmeği aldım, beyaz ekmeğe göre daha sağlıklı diyerekten. Ekmeği yemek mümkün olmadı. Tadı ekmek hariç herşeye benziyordu. Organik pazardan Bolunun meşhur patates ekmeğini yemeye alışmış olan bu bünye o çavdar ekmeğini yiyemedi. Eğer bir süre sadece organik ürünerle beslenirseniz bir süre sonra damağınız tam bir dedektöre dönüşüyor. Yoğurdun yoğurt olmadığını, peynirlerin peynir olmadığını anlıyorsunuz sebzelerden söz etmeyeceğim bile... Düşününce bu sabah bakkaldan aldığım bu ekmeği bir sene önce yiyor olsaydım bu kimyasal tadı farkedermiydim? Aslında o zaman da paketlenmiş ürünlere sırtımı çevirerek aklımca sağlıklı beslenme fikri oluşturmuştum. Parasızlık yüzünden yetersiz beslendiğim zamanlar oldu ama hiç kötü beslenmedim. Mayonez, ketcap, bisküvi vb. gibi koruyucu katılmış herşeyden kaçarken süt ürünleri, ekmek gibi temel besinlerin bu denli bozuk olduğunu bilmiyordum. Daha korkunç olan şu ki içine katılmış yabancı katkıları yanlızca yiyerek ayırt edemiyordum. Pek çok besin için bu durum hala ayni.

Organik pazar önemli bir gözlem alanı aslında. Gıda bolluğunun büyük bir yalan olduğunu gözlemleme şansınız oluyor. Pahalı olabilir -ama zaten yenilmesi gerekenin üzerinde tükettiğimiz düşünülünce- gerçek besinin gerçekten pahalı olduğunu görmüş oluyoruz. Hepimiz ordan yersek talep yaratmış oluruz. Hatta hepimiz ordan yemeyi talep edersek aslında aç olduğumuzun yeterince beslenemiyor olduğumuzun da farkına varıp belki sosyal adalet için ses çıkartmaya da başlarız.

Cumartesileri Şişlide kurulan bu pazar beni hep mutlu ediyor ve çocukluğuma geri götürüyor. Sebzelerde gördüğüm çeşitlilik türlerini neredeyse unutmaya başladığım pembe domatesten tutun da, kircilli patlıcanlar, koyu yeşil olup da acı olmayan biberler, hepsi aynı boyda olmayan sebzeler, bu sebzelerin toprağa yatan kısımda oluşan sertleşmeler, en çok da lezzetleri. Ordan aldıklarınızı eve getirince mutfakta çok hoş kokuların birbirine karışması insanın evini bir ikea mobilyadan daha fazla güzelleştiriyor.

Ayrıca reklamcılıkta bolca kullanılan şu test uygulamasını da öneriyorum. 2 hafta boyunca yanlızca organik ürünlerle beslendikten sonra organik olmayan ürünlerden yemenizi öneririm. İnsanın feleği şaşıyor.

-----

Gelelim esas meseleye, Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar kullanılarak üretilen tohumların kullanımına gelen sınırlamanın yetersiz olduğu bunun yerine tamamen yasaklanması gerektiği görüşündeyim. Ekteki linkler aydinlatici. Çünkü ayırt edemeyeceğimiz tuhaf müdehaleler bunlar, çiftçilere de negatif ekonomik katkısı sözkonusu. Organik veya normal tarım arazilerindeki ürünleri de etkileyecek müdhaleler aynı zamanda. Bunu burada yazmak ve insanlarla paylaşmanın yanında bir mektupla da isteğimi bu konuda karar verme yetkisini elinde bulunduranlara da yazdim.

Hayvanlığımız sınır tanımıyor. Eskiden sadece hayvanlar etinden yararlanılmak üzere ucuza getirilmiş tek yönlü beslenmenin kurbanıydılar şimdi ise nüfusun büyük bölümü beslenemiyor ve hayvan sayılıyor. Topluma katılıp iş görebilmeleri adına türlü türlü kimyasallar ve denetimden uzak yiyecekler yediriliyor, hayatta kalabilmek için yemek zorunda kalıyorlar. Kime hayvan dediğim konusunda yanlış anlaşılmak istemem esas hayvanlık bunlar üzerinde karar ve uygulama yetkisine sahip kişilerde.

Okuyup bilip görüp hiçbirşey değişmiyor demek yerine herkesi bir mektupla derdini yetkili merciye bildirmesini öneriyorum. Biraraya toplanıp eylem yapmak kadar, eylemlerimizin biryerde toplanmasının da iş göreceği muhakkak.

Annem kanser hastası, bunun ne kadar kötü hissettirdiğini çok iyi biliyorum. Yanıbaşınızdaki en sevdiğiniz kişinin bu hastalığa yakalanabileceğini ve bunun genetiği değiştirilmiş ürünlerden kaynaklanabileceğini bir kez düşünün. Bir mektup yazmak o denli zor olmasa gerekir.

October 12, 2009

August 6, 2009

?

Every representation ignores something about the world.



August 4, 2009

Devlet Büyüğü

Türkiye'de yonetici kesim demokratik secimle de gelse, sonrasindaki uygulamalari kontrol edemeyen bir halk için bu "demokrasi" ancak bir kelimeden ibaret.

Mantık dışı o kadar almış yürümüş ve polis hükümetin verdiği gücü o kadar kötü kullanır olmuş ki 'güvenlik sağlayacak adam' bunun yerine bana 'güvenlikte olmama' hissi veriyor. Yani ben devletin malıyım ve keyfiyetince cezalandırılabilirim. Suçun tanımı ise yine mantığın kabul edemeyeceği türde.
Bu gün gaztelere göz gezdiriken iste şu döner yerken Erdoğan'a "harçlarımızı öde" diyen gençlerle ilgili yazıya bakıyordum orda durumun kendisinden cok esas vahim olan (gazetede,hayatta) kullanilan terminolojinin tehlikesiydi.

"Devlet büyüğüne hakaretten göz altına alınmak" ne demek?

Devlet büyüğü ne bir kere bana bu kavramı açıklar mı birisi? Bu ne? Ne hiyerarşisi bu? Meclis benim tanıdığım eşimden, dostumdan milyon kez daha az egitim almis kisilerle dolu neymiş o kisileri diğerlerinden büyük yapan? Seçilmeleri için gereken para mi? Eş dost mu? Yoksa keyfi cezalandırma yetkisi mi?Krallik mi bu?

Turkiye'de devletin yönetim birimlerinde çalışanlara devlet büyüğü, büyük vb. denilmesine yasak gelsin istiyorum.

Gunumuz Turkiyesinde devletçe "suç" sayılan genelde basit bir "hak" olabiliyor.


Youtube

You Tube bile iceriden bizim gucumuzle degil disaridan bir mudehale ile acilacak galiba. 
Pasifliklerden pasiflik begeniyorum kendime.

Haber icin

Search This Blog

Loading...

Counter: